Ali Eren

CHP devrine iğne deliğinden bir bakış…

İstanbul Yedikule’de ikamet eden emekli Halil Bey, Uşak’ın Banaz ilçesinin Kızılhisar Köyü’nden. Anlatacağımız hadise, işte bu köyde, sene 1946’da, güllük gülistanlık CHP devrinde cereyan ediyor.

Köye 1946’da okul açılıyor. İki sene sonra Halil Bey okula başlıyor. Okulun öğretmeninin ilk gün çocuklara tenbihi şu oluyor:

“Burada Allah yoktur. Allah demeyeceksiniz!”

Halil Bey anlatıyor:

“Birinci sınıftayız. Bir gün sınıfta oturuyoruz. Birisi omuzumdan itiyor. Bir itti, iki itti, üç itti. Rahatsız oldum,  Arkamdaki arkadaşımın ittiğini zannederek, “Allah aşkına yapma” demiş oldum.  Der demez sol yanağıma öyle bir tokat indi ki, onun tesiriyle yere düştüm… Meğer, Allah dememem gerekirken tenbihi unutup Allah demişim… Bu tokatın tesiriyle dördüncü sınıfa kadar pısırık oldum.” 

Halil Bey, başka bir arkadaşının başına gelenleri de şöyle anlatıyor:

“Sene 1948… 1,2 ve 3. sınıf bir arada okuyoruz. Mart sonu veya Nisan başı… Günlerden Cuma… Öğretmenin gözü câmide. Arkadaşlarımızdan 3. sınıftaki Ömer Kaya Cuma namazına gitmiş. Okula girme saati gelince zil çaldı. Ömer zili duyar duymaz, koşa koşa geldi. Yani geç kalmış falan değil…

Fakat öğretmen, onun Cuma namazına gittiğini anladı. Ömer gelince, “Sen nereden geliyorsun bakayam!” deyip öyle bir vurdu ki, bir vurmada Ömer’i taşlı yere düşürdü. Ömer kalkmak istedi  tekrar vurdu. Tekrar kalkmak istedi tekrar vurdu. Yani üç kere vurup vurup düşürdü. Çocuğun ağzı burnu kan içinde kaldı. Bu ara çocuğun bağırtısına cemaat dışarı çıktı. Fakat herkes geriden bakıyor, korkusundan kimse ileri gelemiyor. Çünkü o devirde CHP’li bir öğretmene kimse bir şey diyemezdi. Çocuk yerden kalktı. Ama öğretmen hâlâ vuruyor…

Bizim köye 1.5 saat mesafede  Mıstılı Damları dediğimiz bir yer vardır. Oradan bizim köye Cuma namazı kılmak için gelenlerden Pepe Hüseyin, iri-yarı bir adamdır. “Çocuk bu kadar dövülmez” diyerek öğretmenin elinden tuttu. Öğretmen bu sefer tabancaya sarıldı. Zor durdurdular…

Çocuğun babası da oradaydı. Simsiyah uzun boylu bir adamdı. Fakat o, öğretmen oğlunu döverken jandarma korkusundan yanaşamadı.

Ömer ondan sonra okula devam etmedi. Üç-dört sene hastalık çekti…

O öğretmeni, 1950’den sonra çocukları dövüyor diye öğretmenlikten aldılar.”

Değerli okuyucular! Halil Bey’in söylediğine göre o öğretmen çok yakın zamana kadar yaşıyormuş; belki hâlâ hayatta. Bu hâdisenin CHP zamanında cereyan etmiş olduğunu tekrar hatırlatmak kâfi…

***

CHP’li Önder Sav’ın Ankara/Elmadağ’da, HAC ve Peygamberimiz hakkında neler söylediğini biliyorsunuz. CHP’liler bu suç karşısında kafalarını yere eğeceklerine, millete karşı, “Sayın Sav’ın o sözleri bir şakadan ibarettir” diyebiliyorlar. Eh! O partiyi de o partiye oy verenlerin halini siz hesap edin artık…

CHP milletvekillerinin, hâlâ “Biz inanca saygılı bir partiyiz” demelerine ne demeli dostlar?

Türkiye gibi, kâhir ekseriyeti Müslüman olan ve Müslümanların oylarına tâlip ve mecbur olunan bir memlekette, kimse “İnanca saygımız yok” diyecek değil hoş! Öyleyse, “İnanca saygılıyız” da ne demek!..

Saygınız, Önder Sav’ı hâlâ partinin üst koltuklarında oturtmanızdan, bir mânâda başınızın üstünde taşımanızdan belli de, millet sizden “İnanca saygılıyız” demenizi değil, “Elhamdülillah biz de müslümanız. Peygamberimiz başımızın tâcı, hac da İslamın beş şartından biridir” demenizi bekliyor; bunu da deyin.

Bunu demeye diliniz dönüyor mu? Dönüyorsa buyurun deyin ve milletin beklentisini yerine getirin…

Sizin de her fırsat ve vesileyle tekrarladığınız gibi, lâik bir ülke olan Türkiye, parlamenter sistemle idare ediliyor. Laik sistemde, parti genel başkanlarında olsun, milletvekillerinde olsun, müslüman olma şartı aranmaz. Dolayısıyla, Müslüman olmayan kimseler de parti kurabilir milletvekili olabilirler.

Türkiye’de, genel başkanları da dahil milletvekili adaylarının hiç birinin Müslüman olmadığı bir parti kurulsa. Müslüman olmayan bu kimseler de, oyuna talip oldukları Müslüman seçmene karşı, belki de samimi olarak “Biz inanca saygılıyız” diyecekdir. O takdirde, sizinle onların arasında fark ne olacak?

Neyse azizim! Önder Sav’ınızın o sözü madem bir şakadan ibaretmiş, Peygamberimiz’e ve hacca inandığını da söyleyebilir mi acaba? Şöyle şakacıktan falan…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu