Ali Eren

Ayasofya, Zihinlerde Niçin Hâlâ Kilise?..

Değerli okuyucular!

Sizinle bir üzüntümü paylaşmadan önce, hatırlatma kabilinden biraz önbilgi vermek istiyorum.

Ayasofya… Mübârek mâbed…

O gün de sultan bugün de sultan olan ve zihnimizde kıyamete kadar da sultan kalacak olan Sultan Fâtih Mehmet Han’ın bize hediye ettiği dünya başkenti İstanbul’un ortasındaki inci, yakut, zümrüt, zeberced…

Bisans’tan İstanbul’u alan Fâtih, muzaffer ve meşrû kumandanlık hakkını kullanarak 557 sene önce Ayasofya’yı câmiye çevirdi. Hicrî takvime göre 574 sene önce…

İsteseydi, meşrû hakkını kullanır bütün kiliseleri câmiye çevirirdi. Yapmadı…

İstanbul’un fethi de Ayasofya’nın câmiye çevrilmesi de, Allah’ın birliğini reddedip üç ilaha inanan Hıristiyan âlemini canevinden vurdu. Fâtih’e o kadar kin bağlamışlardı ki, Sultan zehirlenerek şehid edilince, Hıristiyan âlemi papanın öncülüğünde “Büyük kartal öldü” diye günlerce sevinç gösterisi yaptı.

Buna rağmen, İstanbul ve Ayasofya acısı hâlâ yüreklerinde. Hâlâ İstanbul demez Kostantinapolis derler. Ayasofya’dan kilise olarak bahsederler. Kimler? Hıristiyanlar…

Ayasofya, 24 Ekim 1934’de câmilikten çıkarılıp müze yapıldı. Bura rağmen Hıristiyan âlemi Ayasofya’dan müze olarak bahsetmez. Çünkü onların zihninde Ayasofya ebedî olarak kilisedir…

Sadece onların değil, Hıristiyan olmayan bazılarının zihninde de kilisedir? Meselâ kimlerin?..

Meselâ görünüşte bizden, ama zihnen onlardan olan “İngiliz muhibleri (sevenler) cemiyeti” mensupları da Ayasofya’yı câmi olarak görmek istezlerdi…

O zaman dünyanın jandarması İngiltere olduğu için, İngiliz severler vardı, bugün Amerika sevenler var. O gün İngiliz severler Ayasofya’yı kilise olarak görüyorlardı, bugün de ABD sevenler…

Bir de ezan ve namazla alâkaları olmadığı halde, “Biz namaz kılmayız ama sizin kıldığınız namazın ezanının ille de Türkçe olmasını istiyoruz” diyen zorbalar var ki, onlar da bu düşünceye yakın…

***

İstanbul’un fethiyle câmiye çevrilen Ayasofya, Fâtih’in vakfiyesinde câmilikten çıkaranlara lânet etmesine rağmen, -yukarıda işaret ettiğimiz gibi- maalesef 1934’de câmilikten çıkarılıp müze yapıldı. Ondan sonra da “Ayasofya ibâdete açılsın” isteği hiç bitmedi. Açılana kadar bitmemesi de şart…

Müze yapılınca, “Kilise olmasa da hiç olmazsa artık câmi de değil” düşüncesiyle, Hıristiyanlar biraz teselli bulsalar da biz Müslümanlar o gün bu gündür bunun acısını yaşıyoruz.

Ama beterin beteri olduğu gibi bundan daha acı olanı var. O da, bizim gibi inananların, Ayasofya’yı zihinlerinde kilise olarak gören Hıristiyanların ağzıyla konuşmalarıdır. İşte bizi esas üzen, üzmekten öte kahreden bu…

Diğerlerini anlıyoruz, vazifelerini yapıyorlar. Ama bizimkilere ne oluyor? Nedir bizimkilerdeki bu kilise aşkı?!!

Değerli okuyucular, başta söylediğim üzüntüm işte bu. Meseleyi anlatayım efendim:

16 Ocak 2010 Cumartesi tarihli Zaman gazetesinde, Ayhan Hülagü imzasıyla “Bir Düş Uçuşu, Türkiye” başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde, Alp Alper isimli fotoğraf sanatçısının helikopterden  çektiği fotoğraflardan meydana gelen “Bir Düş Uçuşu, Türkiye” isimli kitaptan bahsediliyor. Yani bu kitabın tanıtımı yapılıyor.

Buraya kadar normal… Ama ifadeler enteresan. Lütfen dikkatle okuyunuz. Haberin girişi aynen şöyle:

“Yukarıdan nasıl göründüğünüzü merak ettiniz mi hiç? Portreniz ya da bulunduğunuz oda, yaşadığınız mahalle, şehir, bölge veyahut ülke…

Uçuş uzmanı ve fotoğraf sanatçısı Alp Alper, bu merakla yola çıkarak Türkiye’nin tarihî mekânlarını, doğa güzelliklerini gökyüzünden görüntüledi. Ayasofya Kilisesi’nden Küçük Çekmece Gölü’ne, Haydarpaşa Garı’ndan Meriç Nehri’ne kadar aklınıza gelecek birçok şey…”

Gördüğünüz gibi, Ayasofya’yı açıktan açığa “Kilise” olarak anıyor.

Peki Ayasofya kilise mi? Hıristiyanlara göre öyle olabilir, BİZE GÖRE KİLİSE Mİ?!!

Zaman gazetesi mensubu dostlarımız, “Ayasofya Câmii” demek istemeyebilirler. Peki sadece Ayasofya denilemez mi?

Niçin “Ayasofya Müzesi” bile denilmiyor da “Ayasofya kilisesi” deniliyor?!!! Niçin niçin?!!

Ayasofya Hıristiyanların dilinde kilisedir.  Bu bizimkilere ne oluyor?!!!

Haberin başlığındaki ilk cümlede “Yukarıdan nasıl göründüğünüzü merak ettiniz mi hiç? deniliyor.

Ben de bu dostlarıma sormak isterim:

Ayasofya’ya kilise dediğiniz için, Müslümanların zihninde ve gözünde nasıl göründüğünüzü merak ettiniz mi hiç?

Değerli okuyucular!

Tasavvufun tanınmış siması Hallacı Mansur Hazretleri, “Ene ale’lhak/ ben hak üzereyim” demek istediği halde, “Ene-l-Hak” dediği için şeriatın zâhiri hükmünce idam edilmişti.

İdama götürülürken insanlar taş atıyor o da gülüyormuş. Bir ara tanıdıklarından birisi de bir gül atmış. Bunun üzerine Hallacı Mansur hazretleri “Aaah!” diye inlemiş.

Sormuşlar: “Yumuşacık bir gül atılınca ah çektin, halbuki taş atıldıkça gülüyordun” demişler.

Şöyle söylemiş: “Bana taş atanlar beni tanımayan, anlamayan kimselerdir. Onların attığı taşlar bana gül gibi gelir. Fakat gül atan kişi beni bilen anlayan birisidir. Beni anlayanların kahırla attıkları gül bana taş gibi acı verir.”

Değerli okuyucular! Biz de o hali yaşıyoruz işte. Varsın Hıristiyan âlemi kıyamete kadar Ayasofya’ya kilise deyip dursun. Elbette diyeceklerdir. Çünkü onların hayal ve idealleri o yöndedir.

Ama inançlı insanların okuduğu Zaman gibi bir gazetenin, Ayasofya’ya “Kilise” demesi ve Hıristiyanları “şefkat duyulacak insanlar” olarak göstermesi, bizde işte kahırla atılan gül tesiri yapıyor…

Bilmem anlatabildim mi?…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu