Süleyman Uludağ

SÜLEYMAN ULUDAĞ VE FAİZ

Günümüz şartlarında fâizsiz iş yapmanın veya bazı ihtiyaçları karşılamanın zor olduğunu söyleyerek veya “İslâm, sadece fahiş fâizi ve tefeciliği kaldırmıştır. Buna, riba denir; oysa fâiz, meşru ve mubahtır.” (Süleyman Uludağ, Fâiz, s. 206) gibi söylemlerle fâizi meşrulaştırma çabasına verilecek cevap nedir?

Bilindiği gibi, fâiz yasağıyla ilgili son noktayı koyan âyet ve hadîslerde “fâiz/ribâ” mutlak anlamda kullanılmış olup, kanûnî olup olmaması, devlet veya özel kurumlar tarafından verilmesi veya bileşik fâiz olması gibi hiçbir ayrım yapılmamıştır.406

Kur’an’daki âyetlerden hiçbiri, tefecilik olarak bilinen fâizi feshedip de öteki şekillerini muhafaza etmeyi îmâ etmemiştir.

İslâm hukuk usûlünde herkesin benimsediği kural şudur: Nasslarda bir ifade mutlak olarak geçmişse, onun bir başka yerde kayıtlandığına dâir kesin delîl bulunmadıkça, o ifadenin kapsamını müctehidin kendi görüşüne göre daraltması doğru olmaz,bu, kutsal metnin maksadıyla oynamak olur. Ayrıca, bu görüşü savunanlar da dâhil olmak üzere, tüketim amaçlı borçlanmalardan alınan fâizin, cahiliye ribası kapsamında olduğu ve âyetlerde bu fâizin yasaklandığı, herkes tarafından kabul görmüştür.

Hz. Peygamber (s.a.v.), Kur’an’ın ilk müfessiri ve uygulayıcısı olarak, Âl-i İmrân sûresinde yer alan âyetteki fâiz yasağını, yalnızca fahiş şekildeki fâiz çeşitlerini kapsadığı biçiminde anlamış olsaydı; Veda Hutbesi’nde bunu açıklardı ve Mezheb imamları da bunu bize naklederdi. Hâlbuki ilgili âyetler, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından böyle anlaşılmamış olmalı ki, Efendimiz (s.a.v.); oransal bir ayrımdan bahsetmeksizin, bütün fâiz oranlarının ve türlerinin yasak olduğunu son konuşmasında da vurgulu bir biçimde ifade etmiştir. Oranına bakmaksızın gerek amcası Hz. Abbas (r.a.)’ın (ki Kâbe’ye gelen hacılara yaptığı ikramlarındaki cömertliği ile bilinen Abbas (r.a.)’ın), borç verdiği şahıslardan yüksek oranlarda fâiz alıyor olması, gerekse sahabelerden bir kısmının yüksek oranda bulunmayan fâiz alacaklarını bile yasakladığını ilan etmiştir.

Yahudi ve Hıristiyan toplumlarda fâizin yasaklanmasına rağmen hileli yollarla fâiz alınması da göstermektedir ki, bankaları ve banka fâizlerini, son bir iki asra mahsus çağdaş ürünler ve bu kurumların yaptıkları işlemleri de eskiden bilinmeyen yeni uygulamalarmış gibi göstermek; dünyaya at gözlüğüyle bakmakla eşdeğerdir. Hele hele bu tür bir bakışla; Kur’an’ın yasakladığı fâizi, günümüzdeki fâizden farklı bir şey olarak göstermek, hem fâiz yasağıyla ilgili olarak getirilen yasaklamalardaki Kur’an’ın maksadıyla çelişmekte hem de târihi gerçeklikle uyuşmamaktadır.

Hırsızlık, haksız bir kazanç yolu olduğu gibi, İslâm’a göre fâiz de haksız bir kazanç yoludur. Fakir ve yoksulun malını çalmak, haram ve günah olduğu gibi, zenginin malını çalmak da haram ve günahtır. Fakirden alınan fâiz haram olduğu gibi, zenginden alınan fâiz de haram olmalıdır.

İslâm âlimlerinin genel kanaatine göre ise, borç işleminde borç verene menfaat sağlayan her şart, fâizdir ve yasaklanmıştır.407

Dipnotlar

Uludağ, tezini savunurken maalesef referansları doğru bir şekilde nakletmemiştir. Cassâs’ın Ahkâmü’l-Kur’ân isimli tefsirdeki ilgili ifadeyi Uludağ; “Cahiliye döneminde, insanlar, parayı vade karşılığı ilave bir meblağ ile satma tarzındaki fâiz işlemini bilmezlerdi.” şeklinde tercüme etmiştir. Hâlbuki ifade, “Cahiliye döneminde, insanlar, parayı vade karşılığı ilave bir meblağ ile satma tarzındaki işlemi fâiz olarak algılamıyorlardı; yâni bunu hep yapıyorlardı ve normal bir işlem olarak değerlendiriyorlardı.” şeklinde tercüme etmek gerekmektedir. (bkz. Cassas, Ahkamu’l-Kur’an, c. 2, s. 183,184)
406 Mâlesef Mustafa Karataş, Kur’an, sünnet ve bunların açıklaması konumunda olan mezhep imâmlarının sözlerinden hangi delillere dayandığını söylemeden “Devletin ev alacaklara verdiği kredi fâiz kapsamına girmez” fetvasını verebilmiştir. Bkz: www.mustafakaratas.com
407 İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, s. 16, Prof. Dr. Nihat Dalgın’ın makalesinden alıntı