Arşiv

22May 2018

Modern zamanlarda, sahih İslâm anlayışını tehdit eden fikrî akımlardan birisi de Tarihsellik görüşüdür. Bu bid’ât akımın temel özelliği, Kur’ân’ı salt 7. asrın Arap toplumuna inmiş bir kitap biçiminde telakkî edip, Kur’ân’ı, batılıların kendi kitaplarına uyguladıkları hermenötik okuma biçimiyle okuyup anlama ve ilâhî mesajın evrenselliğini ve kıyamete değin sürecek olan hükmünü ret ya da önemsizleştirme projesidir. Kur’ân-ı Mübîn’i muharref Tevrat ve İncil metinleriyle aynı kefeye koymaya kast eylemiş olan bu iddia sahipleri, aslında batı düşünürleriyle Hıristiyan ve Yahudi din adamlarının, kendi dinlerine karşı taşıdıkları hassasiyeti bile taşımaktan aciz ve bir o kadar gâfil kimselerdir.

Batılılar, dini metinlerini beşerî algıya sunarlarken onları -kısmî de olsa muharref ve akıl dışı olmalarından dolayı- kurtarma çabası içinde görünürlerken, İslâm coğrafyasında Müslüman aydın ve yazar kimliğini taşıyan bir grup, inandığı Kur’ân’ı -bilinçli ya da bilinçsiz- mana ve içerik olarak tahrif etme vartasına düşmüştür.

Bu konuda, ülkemizde bilinen bir örnek olarak piyasada sıkça arz-ı endâm eden ilâhiyatçı yazar Mustafa Öztürk’tür. Öztürk’ün konuyla ilgili piyasada yaygın olan eserlerinden bir kısmını derleyip toparladık.(1)

Öztürk’ün Kur’an Algısı ve Usûlü

Öztürk’ün Kur’ân’a yönelik çeşitli iddia ve görüşleri hakkında detaylara inmeden genel bir bakış açısı kazandırmaktır.

Söz konusu Kur’ân algısı ve usûlünü, Öztürk’ün kendi kitaplarındaki anlatımı muvacehesinde maddeleştirerek aktarmaya çalışalım.

1- Kur’ân aslî şekliyle yazılı değil sözlü (şifahî) bir metindir(2).
Kur’ân, Hz. Osman dönemindeki istinsah faaliyetinin ardından yazınsal bir metin olarak algılanmaya başladı.(3)
Tarihsel süreçte ilgili hitabın yazılı kayda geçmesi, diğer bir deyişle sözün teknolojileşmesi, ister istemez Müslüman nesiller ile Kur’ân arasında bir yabancılaşma yarattı.(4)
Kur’ân bildik anlamda bir kitap değil bir söz/kelâm ve bir hitaptır.(5)

(Buraya dikkat..)
2- Kur’ân öğretisi, inanç ve ahlâk konusunda idealist, ahkâm konusunda ise realist ve pragmatist bir hüviyete sahiptir. Dinî hükümler, en temel iki kaynağında bile pür ilahî orijinli değildir.(6)

3- Kur’ân, dinî-ahlakî bir rehberdir, tabiatıyla ondaki dil dizgesi ilmî değil, dinîdir. Din dilinden bilim üretmeye çalışmak nafiledir. Kur’ân’daki dil, Hz. Peygamber devrindeki arap toplumunun kullandığı arap dilidir.(7)

4- Kur’ân tefsirine ilişkin bir usûlde ilk ve en önemli husus Kur’ân’ın bir hitap/hitabe olarak kendi nüzûl tarihinde ne dediği ve/veya kastının ne olduğu sorusunun cevabını aramak olmalıdır. Bu bağlamda sebeb-i nüzûl, nasih-mensûh ve mekkî-medenî gibi bahisler son derece önemlidir. Kur’ân’ı anlamada ve yorumlamada “tarihsel bağlam”ı esas alan bir metodoloji önem kazanmaktadır. Kuşkusuz tefsir usûlünde dilbilimsel çözümleme de önemlidir. Ancak tarihsel bağlam konusu, dil bilimsel metin tahlilinden daha önemli ve önceliklidir.(8)

5- Kur’ân, arap diliyle vahyedilmiş dilsel bir metindir (nass-ı lügâvî). Tabiatıyla bu metnin yorumu da her şeyden önce dil merkezli yapılmak durumundadır. Dilden bağımsız ve beyan ilkelerine kayıtsız bir batınî yorum kurmanın hiçbir ilmî dayanağı bulunmadığı gibi, öznellik ve keyfîlikten başka bir kriteri de yoktur.(9)
Kur’ân’ın arabîliğine dair vurgu, lisandan çok arap aklına ve kültürüne uygunlukla ilgilidir.(10)

6- Kur’ân’dan istihraç edilen bir mesajı farklı durumlar ve zamanlara taşımanın yolu, onun tarihle bağını koparmak ve anlamı salt metinden üretmeye çalışmak değil, hitap ile mesajı birbirinden ayırmak/ayrıştırmaktır. Bu ayrıma göre Kur’ân’ın hitabı yerel ve tarihseldir.(11)
Çağdaş dönemdeki Müslümanlar, Kur’ân’daki hitabın değil mesajın muhatabıdırlar.(12)

7- Kur’ân’ın bütün ahkâmını bağlamsız ve menatsız bir şekilde lafzî delâletleri mucibince çağdaş duruma dayatmakla yahut belli bir tarihsel toplumsal tecrübede anlam ve değer ifade eden örfleri, muhtelif âyetlere konu olması hasebiyle tarih-üstü değerler addedip din kisvesi ile bugüne taşımakla mümkün olmaz.(13)

8- Kutsal metnin otantik anlamını kastetme tekniği anlamında hermenötik, ellerinde mevcut bir kutsal metinleri bulunmayan protestanların değil, aynı zamanda biz Müslümanların da kullanmaları gereken bir tekniktir. Bu noktada hermenötik(!) yöntem esas alındığında Kur’ân’ın bir adanış metni olmaktan çıkıp adeta bir bilgi nesnesine dönüşeceği riskinden de söz edilebilir. Ancak ne dediği ve bizden tam olarak ne istediği anlaşılmayan bir metne adanmanın çok fazla değer taşıdığını söylemek zordur..
Kur’ân’a epistemik bir nesne olarak yaklaşmak bir bakıma kaçınılmazdır. Ne ki klasik dönem Müslüman filologlar ile fıkıh ve usûl âlimlerinin Kur’ân’a yaklaşımları da bundan pek farklı olmamıştır.(14)

9- Bilimselci yorum anlayışı, temelde lâdinîlik düşüncesinin bir semeresi olan Batı medeniyetine özgü sosyal ve bilimsel değerleri, İslâm’ın temel kaynaklarına yeni yorumlar getirmek suretiyle sözüm ona ehlileştirmek, böylelikle İslâm mantalitesinde bir travma yaşamadan modernleşmek gibi bir düşünceyi de tazannum eder.(15)

10- Kur’ân’ı yaşayan ve yaşanan Kur’ân ile tefsir daha isabetli bir teklif gibi görünmektedir. Yaşayan ve yaşanan Kur’ân’dan maksat ise Hz. Peygamber’in nesilden nesile tevâtüren nakledilen ve tarihsel tecrübede İslâm ümmetinin büyük geleneğinden adeta genetik kod haline gelen Müslümanlıktır.(16)
“Sünnet” kavramıyla Hadîs’i birbirine karıştırmamak ve/veya Sünnet ile Hadîs arasında özdeşlik kurmamak gerekir.(17)

11- Bugün Kur’ân’ı anlamak, eğer salt iman ve amel sorunundan ibaret ise hiçbir usûl ve yönteme gerek yoktur.. Üstelik Kur’ân söz konusu olduğunda hiçbir anlama sorunu da yaşanmamaktadır. Yok eğer Kur’ân’ı anlamadan maksat, aynı zamanda zihinsel ve entelektüel çaba gerektiren bir faaliyet ise usûl elbetteki en önemli ihtiyaçtır. Bizce bu tür bir anlamanın usulü, lafız-mânâ ilişkisi üzerine değil, metin-tarih ilişkisi üzerine kurulmalıdır.(18)

12- Kur’ân’ın bazı kıssalarında birtakım mitolojik unsurlara yer verildiği gibi Peygamberlerin biyografilerine antik ve arkaik medeniyetlere ait literatürde de mevcut olan ve bu yüzden ister istemez tarihsel gerçekliklerinden kuşku duyulan bazı motiflerde eklenmiş gözükmektedir.(19)
Kur’ân’daki bazı kıssaları demitolojize etme girişimi ilahî vahye inanç ve bağlılık temelinde hiçbir risk içermez.(20)
En büyük yanlış Kur’ân kıssalarının tümünü birer tarihî hakikat veya tümünü kurgusal-fiktif anlatı kapsamında mütâlaa etmektir.(21)

(Buraya dikkat..)
13- Geçmiş dönemlerde birçok halkı topyekün helak eden Allah, bu defa Mekke’nin müşrik halkını ortadan kaldırmak için çeşitli gerekçeler ileri sürmüş ve böylece elçisini müşriklerin küstahça meydan okumaları karşısında bir anlamda çaresiz bırakmıştır.(22)

(Buraya dikkat…)
14- Mucizeleri gerçekleştirebilen Tanrı düşüncesi bazı sorunlara ve problemlere sebep olmaktadır. Şöyle ki neden Tanrı, kendi varlığının ve vahyinin kanıtı olarak mucizeleri belirli kişilere vermektedir ve diğerlerine vermemektedir.(23) Hz. Muhammed’e nispet edilen hissî mucizeler büsbütün uydurmadır.(24)

15- Allah’ın Kur’ân’da kastettiği mana, yorumcunun zihnine veya kalbine doğan mana değil, âyetlerin vahyedildiği toplumsal matriste karşılığını bulan, diğer bir deyişle ilk hitap çevresinde ilk muhatapların idrakine yansıyan manadır. İşbu aslî ve tarihî mananın ne olduğu ancak nakil ve rivâyet yoluyla bilinebilir. Daha önce ifade edildiği gibi bu yolla Kur’ân’ı açıklamaya tefsir denir. Tefsir, merviyyâtın sıhhat ve sağlamlığı nispetinde nesnel ve objektiftir; te’vil ise öznellik ve subjektifliğe teşnedir.(25)

16- Merdiven altı tefsirciliğin en mümeyyiz vasıflarından biri Kur’ân’ı yorumlama konusunda Müslüman olmanın yeterli şart olarak görülmesidir. Merdiven altı tefsirciyi âmm-hass lafızların delâletiyle ilgili bu usûl kaideleri hiç ilgilendirmiyor… Başka bir mümeyyiz vasfı, bazı âyetlere tarih boyunca hiçbir müfessirin aklına dahi gelmeyen fiyakalı anlamlar yüklemektir.(26)
Başka mümeyyiz bir vasfı, Kur’ân yorumunda özgürlük ve orijinallik adına ilkesizliği ilke edinmiştir. Aslında bu vasıf daha çok “İslâm Modernistleri” diye anılan çevrelerde görülen müzmin bir hastalıktır.(27)

17- Toplumsal düzen ve hukuk alanı ile ilgili nass’lardaki ahkâmı, tarih-üstü kabul etmek, en azından bize göre Arap örfünü Kur’ân üzerinden mutlaklaştırmak, dinin özüne müteallik olmayan bir şeyi bizatihi din olarak ortaya koymak anlamına gelir.(28)

18- Kur’ân’ın nüzûl dönemindeki Arap toplumu hakkında verdiği bilgilerin doğruluğu şüphe götürmez olmakla birlikte, genelleme yapmaya elverişli değildir. Çünkü Kur’ân, tevhid-şirk mücadelesinde taraftardır. Kur’ân müşrikler hakkında konuşurken kendini paranteze alma ve nesnel tasvirler yapma iddiası da taşımamaktadır.(29)

19- Kur’ân’daki tüm beyanların aksiyolojik (değersel) açıdan aynı özellikte olmadığı gerçeği… Kur’ân’ın beyanları en genel çerçevede değersel ve durumsal olmak üzere iki temel kategoride ele alınabilir.(30) Daha açıkçası, günümüzde birçok tartışmaya konu olan çok eşlilik, kadının şahitliği, miras payı gibi konularla ilgili ayetler deki içerik değer yüklü değildir.(31) Çok kere de yaşadığımız hayat, Kur’ân’ın bazı hükümlerini tatbike elverişsiz kılınca sessiz sedasız bu durumu kabulleniyor, Kur’ân’ın hükmünü tatbik edilemez kılan modern hayata karşı pek direnemediğimiz gibi çok ta rahatsız olmuyoruz.(32)

20- Kur’ân, hiyerarşik olarak aktüel-ataerkil dinî söylemi besleyen temel kaynakların başında yer alır. Kur’ân erkeği kadına önceleyen bir dil dizgesine sahiptir… (33)

| Şükrü Yaşar 
————————–————

Dipnotlar

1- Bu yazı, Hidayet Zertürk Hocanın “Modern ve Tarihselci Aklın Kur’ân Okumaları” adlı kitabından iktibasla hazırlanmıştır.
2- Mustafa Öztürk, Meâl Kültürümüz, Ank. Okulu Yay., 3. Basım, sf.10
3- Öztürk, Kur’ân’ı Kendi Tarihinden Okumak, Ank. Okulu Yay., sf.18
4- Öztürk, Tefsir Tarihi Araştırmaları, Ank. Okulu Yay., sf.12
5- Öztürk, Söyleşiler Polemikler, sf.62
6- Öztürk, Kur’ân Tefsir ve Usûlü Üzerine, Ank. Okulu Yay. Sf.92, 98
7- Öztürk, a.g.e. , sf.65
8- Öztürk, Kur’ân Tefsir ve Usûlü Üzerine, Ank. Okulu Yay. Sf.121
9- Öztürk, Kur’ân ve Aşırı Yorum, Ank. Okulu Yay., sf.500
10- Öztürk, Cahiliyeden İslâmiyete Kadın, Ank. Okulu Yay., sf.18
11- Öztürk, Çağdaş İslam Düşüncesi ve Kur’âncılık, Ank. Okulu Yay., sf.223
12- Öztürk, Kur’ân ve Tefsir Kültürümüz, Ank Okulu Yay., sf.18
13- Öztürk, Çağdaş İslam Düşüncesi ve Kur’âncılık, Ank. Okulu Yay., sf.10
14- Öztürk, Kur’ân’ı Kendi Tarihinden Okumak, sf.40, 41
15- Öztürk, Kur’ân Tefsir ve Usûlü Üzerine, Ank. Okulu Yay. Sf.121
16- Öztürk, Kur’ân Tefsir ve Usûlü Üzerine, Ank. Okulu Yay. Sf.28
17- Öztürk, Çağdaş İslam Düşüncesi ve Kur’âncılık, sf.237
18- Öztürk, Tefsir Tarihi Araştırmaları, sf.26
19- Öztürk, Kıssaların Dili, Ank. Okulu Yay., sf.28
20- Öztürk, Kıssaların Dili, Ank. Okulu Yay., sf.100
21- Öztürk, Kıssaların Dili, Ank. Okulu Yay., sf.101
22- Öztürk, Kıssaların Dili, Ank. Okulu Yay., sf.62
23- Öztürk, Kıssaların Dili, Ank. Okulu Yay., sf.64
24- Öztürk, Kıssaların Dili, Ank. Okulu Yay., sf.66
25- Öztürk, Tefsirin Halleri, Ank Okulu Yay., sf.12
26- Öztürk, Tefsirin Halleri, Ank Okulu Yay., sf.17
27- Öztürk, Tefsirin Halleri, Ank Okulu Yay., sf.18
28- Öztürk, Cahiliyeden İslâmiyete Kadın, sf.184
29- Öztürk, Cahiliyeden İslâmiyete Kadın, sf.20
30- Öztürk, Cahiliyeden İslâmiyete Kadın, sf.142
31- Öztürk, Cahiliyeden İslâmiyete Kadın, sf.155
32- Öztürk, Söyleşiler Polemikler, sf.90
33- Öztürk, Kur’ân’ı Kendi Tarihinden Okumak, sf.193

 

21May 2018

"Ya Ademoğlu, benim taksimime razı olursan kalbini ve bedenini rahatlatirim"

İmam Şa'ravi:H. Kudsi: Ya Ademoğlu, benim taksimime razı olursan kalbini ve bedenini rahatlatirim…

dintahripcileri.com paylaştı: 20 Mayıs 2018 Pazar

20May 2018

SAHTE ŞEYH FATİH NURULLAH “TAYYİP BEY MİSYONU TAMAMLADI, HÜKÜMETİ MANEVİYATTA AHMET DAVUTOĞLU’NA TESLİM ETTİK” İDDİASINDA BULUNMUŞTU

SAHTE ŞEYH FATİH NURULLAH “TAYYİP BEY MİSYONU TAMAMLADI, HÜKÜMETİ MANEVİYATTA AHMET DAVUTOĞLU’NA TESLİM ETTİK” İDDİASINDA BULUNMUŞTUUşşaki Tarikatı Lideri "Fatih Nurullah Efendi", Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın artık misyonunu tamamladığı belirterek "Başkanlık sistemi falan diye de hiç zorlamasın Tayyip Bey" dedi.Bir süre önce Atatürk Havalimanı'ndaki "el öptürme izdihamı" görüntüleriyle gündeme gelen Uşşaki Tarikatı Lideri "Fatih Nurullah Efendi", Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın artık misyonunu tamamladığı belirterek "Başkanlık sistemi falan diye de hiç zorlamasın Tayyip Bey" dedi.Erdoğan'ın istediği yönetimin "meşrutiyet" olacağını söyleyen "Fatih Nurullah Efendi", "Kaldı ki bu hükümeti maneviyatta Ahmet Davutoğlu'na teslim ettik. Tayyip Bey'in misyonu tamamlanmıştır. Vazifesini yapmıştır. Tayyip bey bir şekilde desteklemek, onları ilerletmek gibi duygularla hareket ediyor ama, burada çok çamlar da devriliyor" dedi.Tarikatın yayın organı olan Nurani TV'de konuşan Uşşaki tarikatı lideri ayrıca, 1980 anayasası hazırlanırken, bir süre önce hayatını kaybeden Nur cemaatinin önde gelen isimlerinden olan Mehmet kırkıncı'nın bir rüya gördüğünü, daha sonra da Kenan Evren'e markaj yaparak imam hatip yasasını anayasaya eklettirdiğini iddia etti.Uşşaki liderinin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:"Hiç kimse anayasaya manayasaya dokunmasın. Yok başkanlık sistemiydi, bilmem neydi, böyle oyalansın gitsinler.Başkanlık sistemi falan diye de hiç zorlamasın Tayyip Bey. Zaten başkanlık sistemi var şu anda Türkiye'de. Onun istediği şekildeki bir idare meşrutiyet olur. O zaman Mehdi alehisselamın zuhuru olur. Bazı şeylere fazla dokunmak iyi değildir. Kaldı ki bu hükümeti maneviyatta Ahmet Davutoğlu'na teslim ettik. Tayyip Bey'in misyonu tamamlanmıştır. Vazifesini yapmıştır. Tayyip bey bir şekilde desteklemek, onları ilerletmek gibi duygularla hareket ediyor ama, burada çok çamlar da devriliyor yani."

dintahripcileri.com paylaştı: 19 Mayıs 2018 Cumartesi

Uşşaki Tarikatı Lideri “Fatih Nurullah Efendi”, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın artık misyonunu tamamladığı belirterek “Başkanlık sistemi falan diye de hiç zorlamasın Tayyip Bey” dedi.

Bir süre önce Atatürk Havalimanı’ndaki “el öptürme izdihamı” görüntüleriyle gündeme gelen Uşşaki Tarikatı Lideri “Fatih Nurullah Efendi”, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın artık misyonunu tamamladığı belirterek “Başkanlık sistemi falan diye de hiç zorlamasın Tayyip Bey” dedi.

Erdoğan’ın istediği yönetimin “meşrutiyet” olacağını söyleyen “Fatih Nurullah Efendi”, “Kaldı ki bu hükümeti maneviyatta Ahmet Davutoğlu’na teslim ettik. Tayyip Bey’in misyonu tamamlanmıştır. Vazifesini yapmıştır. Tayyip bey bir şekilde desteklemek, onları ilerletmek gibi duygularla hareket ediyor ama, burada çok çamlar da devriliyor” dedi.

Tarikatın yayın organı olan Nurani TV’de konuşan Uşşaki tarikatı lideri ayrıca, 1980 anayasası hazırlanırken, bir süre önce hayatını kaybeden Nur cemaatinin önde gelen isimlerinden olan Mehmet kırkıncı’nın bir rüya gördüğünü, daha sonra da Kenan Evren’e markaj yaparak imam hatip yasasını anayasaya eklettirdiğini iddia etti.

Uşşaki liderinin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Hiç kimse anayasaya manayasaya dokunmasın. Yok başkanlık sistemiydi, bilmem neydi, böyle oyalansın gitsinler.
Başkanlık sistemi falan diye de hiç zorlamasın Tayyip Bey. Zaten başkanlık sistemi var şu anda Türkiye’de. Onun istediği şekildeki bir idare meşrutiyet olur. O zaman Mehdi alehisselamın zuhuru olur. Bazı şeylere fazla dokunmak iyi değildir. Kaldı ki bu hükümeti maneviyatta Ahmet Davutoğlu’na teslim ettik. Tayyip Bey’in misyonu tamamlanmıştır. Vazifesini yapmıştır. Tayyip bey bir şekilde desteklemek, onları ilerletmek gibi duygularla hareket ediyor ama, burada çok çamlar da devriliyor yani.”

19May 2018

"MUAVİYE'Yİ SEVEN DERGAHIMIZA GELMESİN" DİYEN SAHTE ŞEYH!Daha önce de "Artık Tayyib'in işi bitti, bundan sonra Ahmet Davutoğlu devri başlayacak, vazife manen ona verildi" diyen sahtekar Fatih Nurullah yine sahnede!Gelin bu konuda Ehl-i Sünnet âlimlere kulak verelim…İmâm-ı Kurtubi: "Ashâb-ı Kiram’dan herhangi birini, herhangi bir sebeple sevmeyen kimse, âsî olur; tövbe etmesi gerekir" demiştir.İmâm Malik Hazretleri: “Her kim Resûlullah’ın ashâbından birine buğz eder veya onlara karşı kalbinde kin beslerse onun, Müslümanlara ait olan ganimette hakkı yoktur.” demiştir.İmâm-ı Rabbani Hazretleri buyuruyor ki: "Ashab-ı kiram arasında olan savaşların, Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak amacıyla yapıldığını, dünyalık için, menfaat için yapılmadığını bilmek gerekir; çünkü onların ayrılığı, ictihad ve tevil ayrılığıydı. Heva ve hevesten doğan ayrılık değildi. Ehl-i sünnet âlimleri hep böyle söylüyor. Şu kadar var ki, Hazret-i Ali (r.a.) ile savaşanlar, hata etti. Hakk, Hazret-i Ali (r.a.) tarafındaydı; fakat hataları ictihad hatası olduğundan, bir şey denemez ve dil uzatılamaz."İmâm-ı Nevevi Hazretleri de, Müslim hadîslerini açıklarken buyuruyor ki: "O savaşlarda, Ashab-ı kiramın her biri, kendi ictihadına uygun iş yaptı. Bunun için hiçbirini ayıplamak doğru değildir. Ashâbın ihtilâfı, Hakk’ın ortaya çıkmasına hizmetin neticesi idi; bir şer’î emrin bir an evvel yerine getirilmesi gayesine dayanıyordu. Bu ise onların aralarındaki şahsî sevgi ve saygıya aykırı değildir."

dintahripcileri.com paylaştı: 6 Şubat 2018 Salı

Daha önce de “Artık Tayyib’in işi bitti, bundan sonra Ahmet Davutoğlu devri başlayacak, vazife manen ona verildi” diyen sahtekar Fatih Nurullah yine sahnede!

Gelin bu konuda Ehl-i Sünnet âlimlere kulak verelim…

İmâm-ı Kurtubi: “Ashâb-ı Kiram’dan herhangi birini, herhangi bir sebeple sevmeyen kimse, âsî olur; tövbe etmesi gerekir” demiştir.

İmâm Malik Hazretleri: “Her kim Resûlullah’ın ashâbından birine buğz eder veya onlara karşı kalbinde kin beslerse onun, Müslümanlara ait olan ganimette hakkı yoktur.” demiştir.

İmâm-ı Rabbani Hazretleri buyuruyor ki: “Ashab-ı kiram arasında olan savaşların, Allah (c.c.)’ın rızasını kazanmak amacıyla yapıldığını, dünyalık için, menfaat için yapılmadığını bilmek gerekir; çünkü onların ayrılığı, ictihad ve tevil ayrılığıydı. Heva ve hevesten doğan ayrılık değildi. Ehl-i sünnet âlimleri hep böyle söylüyor. Şu kadar var ki, Hazret-i Ali (r.a.) ile savaşanlar, hata etti. Hakk, Hazret-i Ali (r.a.) tarafındaydı; fakat hataları ictihad hatası olduğundan, bir şey denemez ve dil uzatılamaz.”

İmâm-ı Nevevi Hazretleri de, Müslim hadîslerini açıklarken buyuruyor ki: “O savaşlarda, Ashab-ı kiramın her biri, kendi ictihadına uygun iş yaptı. Bunun için hiçbirini ayıplamak doğru değildir. Ashâbın ihtilâfı, Hakk’ın ortaya çıkmasına hizmetin neticesi idi; bir şer’î emrin bir an evvel yerine getirilmesi gayesine dayanıyordu. Bu ise onların aralarındaki şahsî sevgi ve saygıya aykırı değildir.”

19May 2018

Arkadaşlar, aşağıda bir kısmını verdiğim İsrail mallarından uzak durarak, İsrail’i protesto edelim. Deterjan ve koladan daha zehirli maddelerin bir kısmı aşağıda verilmiştir.
(Harun Çetin)

18May 2018

Haketmediği halde hilafet makamını işgal eden Osmanlı…
Sarayından fısk u fucur akıyor…
Balo salonunda kılınan Teravih yıktı Osmanlıyı

NURETTİN YILDIZ'dan, TERAVİH üzerinden OSMANLIYA AĞIR HAKARETLER:Haketmediği halde hilafet makamını işgal eden Osmanlı…Sarayından fısk u fucur akıyor…Balo salonunda kılınan Teravih yıktı Osmanlıyı

dintahripcileri.com paylaştı: 17 Mayıs 2018 Perşembe

17May 2018

 

Hürriyete, imkâna, enerjiye sahip olup, birlik için çalışması gereken kişiler ve kurumlar; Müslümanların birleşmesi, tek bir Ümmet olması, güçlenmesi için çalışmazlarsa ne olurlar?

Vazifelerini ihmal ve terk etmiş olurlar, günahkâr ve suçlu olurlar.

Birlik için çalışmanın birinci maddesi nedir?

Birliğin, tek bir Ümmet olmanın farz olduğunu, tefrikanın (parçalanmışlığın, bölünmüşlüğün, çekişmenin) çok kötü olduğunu bilmektir.

İttihad-ı İslam bize vacip midir? Elbette vaciptir.

Bu hususta delillerin nelerdir?

Allah-ü Teala, Resulullah (Salât ve selam olsun ona), Kur’an ve Sünnet, Hikmet, akl-ı selim bize; birliği, ittihad-ı İslam’ı, iman kardeşliğini emr ediyor, parçalanıp bölünmekten, birbirimize düşmekten nehy ediyor.

Birlik olmadan tefrika önlenemez.

Bütün icazetli ulema ve fukaha birlik için çalışmalıdır.

Bütün hademe-i hayrat (din görevlileri) birlik için çalışmalıdır.

Bütün ziyalı Müslümanlar birlik için çalışmalıdır.

İlahî Nur ile gören bütün Müslümanlar birlik için çalışmalıdır.

Birlik için nasıl çalışmalıyız?

İlmin, irfanın, hikmetin, yüksek kültürün ışığında bir plan ve program hazırlanmalı, bunun bir kısım maddeleri birlikle, ittihata, uhuvvetle, Ümmetle ilgili olmalı ve bunlar, ehliyetli ve liyakatli kimseler tarafından hayata geçirilmelidir.

Neler yapılabilir, somut bir örnek verebilir misiniz?

Ehliyetli bir heyet, öncelikle mükemmel bir ISLAH PLAN ve PROGRAMI yapar. Bu plan ve program dâhilinde MÜSLÜMANLARI TEK BİR ÜMMET OLMAYA DAVET risalesi hazırlanır, bundan milyonlarca adet yayınlanır ve halka okutulur, öğretilir. Ümmet birliği, iman kardeşliği kavramı yüreklere ve beyinlere sokulur.

Önce hangi maddeden başlamak gerekir?

Yapılacak ilk iş, Türkiye’nin en âlim, en ârif, en faziletli, en ehliyetli, en liyakatli, en ihlaslı, en taqvalı Müslüman büyüğünü bulmak, onu mânevî başkan seçmek, ona biat ve itaat etmektir. Planlar, programlar, projeler, hizmetler, faaliyetler onun direktifleriyle yapılacaktır.

Bu zat nasıl karar alacaktır? Ehliyetli ve mu’temen (her bakımdan güvenilir) danışmanlarla istişare ederek…

Müslümanların başlarına râsih, ehil, layık bir İmam seçip tek bir Ümmet olma çalışmalarına kimler karşı çıkacaktır?

Bütün müşrikler, kâfirler, münafıklar, fitne ve fesatçılar, İslam düşmanları, sapıklar karşı çıkacaktır.

Müslümanlardan da karşı çıkacak olacak mıdır?

Ne kadar ham, beyinsiz, geri zekâlı, yarı mühtedi, din sömürücüsü, benlik esiri, mürekkep cahil varsa karşı çıkacaktır.

Bu işin bazı sakıncaları var mıdır?

Ehliyetli, liyakatli, râşid, muhlis, muslih, fatin bir İmam seçilirse hiçbir sakınca yoktur. Böyle biri değil de, şarlatan soytarı hokkabaz münafık arivist aktivist maceraperest şerir şaqi biri başa geçerse çok sakıncalar ortaya çıkar.

Sakınca olmasın diye tek bir İmam’a biat etmekten, tek bir Ümmet olmaktan vaz mı geçelim?

Kesinlikle vaz geçmeyelim. İmamsızlıktan ve Ümmetsizlikten daha büyük bir sakınca olamaz.

Resulullah Efendimiz, “Zamanındaki İmama biat etmeden önce ölen kimse, sanki cahiliyet ölümüyle ölmüş olur” buyurmaktadır.

Bu konuda çok yazılar kaleme alıyorsun amacın nedir?

Tek bir Ümmet, kendisine biat ve itaat edilen râşid bir İmam, İttihad-ı İslam, iman kardeşliği, Müslümanlar arası tesanüd ve yardımlaşma kavramlarını gündeme getirmek için yazıyorum.

Seni pek dinleyen yok…

Cevap: Fakir, bir nebze de olsa vazifemi yapayım…

Senin bu işte şahsî menfaatin var mıdır? Bendeniz yaşını başını almış, ahı gitmiş vahı kalmış bir kimseyim. Dünyevî bir talebim yoktur. Menfaat bir tarafa, başım ağrıyabilir.

Ehliyetli, râşid, ihlâslı, muktedir bir İmam seçilirse ona biat eder misin? Tabiî ki ederim.

Böyle bir İmamın kaç boyutu olmalı:

Şeriatı bilmeli ve ona hizmet etmeli.

Şeriata aykırı olmamak şartıyla Tasavvuf ve tarikat boyutu olmalı.

Dünya işlerinde kiyasetli ve dirayetli olmalı.

(Anlayanlara) Duhat-ı Etrakten olmalı.

Benliğini yok etmiş olmalı.

Dünyaperest olmamalı.

Müeyyed olmalı.

Resulullah Efendimiz ile irtibatlı olmalı.

Tarihte böyle bir kimse var mıdır? Vardır. İmam yahut Şeyh Şamil… Şeriat âlimiydi, tarikat şeyhiydi, Halid-i Bağdadî’den hilafeti vardı, mücahid fi sebilillah idi, mü’minlerin emiri idi, pek mübarek ve muhterem bir veli idi. Rahimehullah.

Bu devirde böyle bir zat zuhur eder mi? Hazret-i Adem’i anasız babasız, Hazret-i İsa’yı babasız yaratan Allah-ü Teala her şeye kadirdir. Her devirde, İslam âleminde gizli hazine çok değerli zatlar olagelmiştir.

MEHMET ŞEVKET EYGİ