-İslam’da Kadın ve erkeğin, eşit oldukları ve ayrıldıkları noktalar nelerdir?
-Âyet ve hadîslerde kadınlara negatif ayrımcılıktan söz edilebilir mi?

Allah (c.c.) herkese yaratılışta hakkını vermiştir.
Allahü Teâlâ şöyle buyuruyor: “Yaratan hiç bilmez olur mu?” (Mülk s. 14)
Bu kelâma, yakînen îmân eden; Allah (c.c.)’ın, kulları hakkındaki hükmüne râzı olmuş demektir. Allahü Teâlâ; kadın ve erkek her iki cinse de kapasitelerine ve kudretlerine göre farklı sorumluluklar vermiştir. Herkes, kendine çizilen sınıra razı olsa, sosyal düzen de kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Her iki cins, kendi fıtrî özelliklerini koruyacak ve bu sayede; işsizlik, maaşların yeterli olamaması gibi problemler de ortadan kalkacak veya en aza inecektir.
Kadınlar, devlet başkanı olamaz. Bunda ittifak vardır. Kadın; fıtratı icabı nârin, zayıf, duygusal ve merhametli olduğundan ve tesettür ile mükellef bulunduğundan, devlet başkanlığı mesleğine uygun değildir. Evli ise kocasının yönetimi altında, bekârsa babasının velâyeti altındadır. Kocasının izni olmadan, mahremsiz sefere çıkamaz. Resûlullah (s.a.v.), “Siz kadınları Allah (c.c.)’ın emâneti olarak aldınız.” buyurarak devamında erkekler üzerine kadınlar için mükellefiyetler vasiyyet etmiştir. Resûlullah (s.a.v.); İran kisrası ölünce yerine kızının geçtiği kendisine haber verilince: “İşlerinin başına kadını geçiren bir kavim elbette felah bulmayacaktır.” buyurmuştur. (Buharî Ebû Bekre (r.a.)’den)
Kadın; şahidliğinin makbul olmadığı bazı kısas ve hadler gibi yerler dışında, kadı olabilir. Şahidliğin yalnız kadına mahsus olduğu durumlar vardır: Ebenin şahidliği, bekâretin tesbiti için kadının şahidliğine başvurmak gibi… Yalnız kadınların bilgi sahibi olabileceği hâller buna misâldir.
Kadına, nafaka (evin geçimini temin etmek) ve sükna (kalacak yer temin etmek) farz değildir. Bütün bunlar erkeğin vazifesidir.
Kadının malı, yalnız kendisine aittir; evin nafakası için harcamaya zorlanamaz. Tamamen kendi tasarrufundadır. Mehîr hususunda da böyledir. Mehri kendine aittir.
Kadın; yemek pişirmek, ev temizlemek gibi hizmetler için hizmetçi isteyebilir. Sütanne bulma imkânı varsa ve çocuk da zarar görmeyecek ise anne, emzirmeye zorlanamaz. Bunlar, kadının hukûkî vazifeleri değildir; ancak diyaneten vazife olan şeylerdir, yaparsa ecir ve sevap alır. Ama erkek; nafaka ve kalacak yer temin etmediği takdirde bunları yapmaya mahkemece zorlanır.
Evlatlara verilecek hîbe konusunda erkekle kız çocuk arasında eşit muamele yapılmak mecburiyeti vardır. Resûlullah (s.a.v.); Nu’man ibn Beşîr’in babasına bunu emretmiştir. Erkekle kadının hissesinin farklı olması mirastadır. Yâni hayatta iken eşit muamele yapılacaktır.
Bunlara ilaveten; kadın ve erkek ibadet mükellefiyetleri konusunda, herkesin günahını kendisinin yükleneceği husûsunda, cürüm işlediğinde verilecek ceza husûsunda hukuk önünde eşittir.
Resûlullah (s.a.v.) Veda Haccı’nda: “Kadınlar hakkında hayır tavsiyesini kabul edin; onları, Allah (c.c.)’ın emaneti olarak aldınız, Allah (c.c.)’ın kelimesiyle namuslarını helal kıldınız…” buyurarak kadına olan ihtimamı açıklamış, onların ne derece kıymetli olduklarını beyan etmiştir.

(Hak Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar, MİSVAK NEŞRİYAT, İstanbul, 2014)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir