Hüseyin Atay’ın Kaderi İnkârı

hüseyin-atay
“Allâh (c.c.)’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba, pey­gamberlere inanmak. Bu beş madde bir fazlasıyla Cibril Hadîsi diye meşhur olan hadîste de yer alır. Sonraki il­mihallere, îmânın şartı olarak geçen tartışmalı fazlalık, kadere îmân maddesidir.”
(M. İslamoğlu, Îmân Bilinci, s.17)

“Kadere îmân var demek, insanın özgür iradesi yok de­mektir. Bu Allâh’a iftiradır…” (Hüseyin Atay, Kur’ân’da Îmân Esâsları)

Kadere îmânı, îmânın şartı olarak görmeyen kimselerin hükmü ve bu kimselere verilecek cevap nedir?

Îmânın altı şartından birini inkâr edenin hükmü fıkıh ve akâid kitaplarında beyan edilmiştir.

Kadere îmân Allâhü Te‘âlâ’ya îmâna dâhildir. Çünkü kader; olacak şeylerin zaman ve mekânını, vasıflarını ve özel­liklerini ve diğer ayrıntılarını Allâhü Te‘âlâ’nın bilip ezelde takdir etmesinden ibaret olduğundan bütün bunlar Allâh’ın ilim ve irade sıfatına döner. Bu sebeple Müslümanlar, kaza ve kadere îmân etmekle beraber bu meseleyi uzun uzun eşele­mekten, kaderin sırlarını keşfe çalışmaktan nehyolunmuşlar­dır.

Ebû Hüreyre (r.a.) dedi ki: “Biz kader meselesini müzakere etmekte iken ansızın Resûlullâh (s.a.v.) yanımıza geldi, yüzü kızaracak derecede gazâblı olduğu hâlde şöyle dedi: “Siz bu­nunla mı emrolundunuz, yoksa ben bunun için mi gönderil­dim? Sizden evvelkiler bu meselede çekişme yaptıklarından helak oldular, sakın bu meselede çekişmeyiniz.”

Allâhü Te‘âlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

“Biz Azimüşşan, her şeyi bir kader ile yaratmışızdır.” (Kamer s. 49)

“Arzda da nefsinizde de isabet eden hiçbir musibet yok­tur ki onu yaratmamızdan önce bir kitapta (levh-i mahfuzda yazılmış) olmasın. Muhakkak ki bu, Allâh’a kolaydır. Bu, ka­çırdığınıza üzülmemeniz ve size verdiği ile ferahlanmamanız (şımarmamanız) içindir.” (Hadid s. 22-23)

Hz. Ali (r.a.)’den naklen Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimse, şu dört şeye îmân edinceye kadar mü’min olmaz. Allâh’tan başka ilah olmadığına ve benim de O’nun, hak ile gönderilmiş Resûlü olduğuma, öldükten sonra dirilmeye, ka­dere, hayra ve şerre Allâh tarafından yaratıldığına îmân etme­si.” (Tirmizî)

Ebû Yâ’la, Ebû Hüreyre (r.a.)’den: “Kader, Allâh’ın sırrı­dır. Kadere, hayrına ve şerrine îmân etmeyenden ben berî­yim.” Ubâde ibn es Sâmit (r.a.)’den rivayetle Nebî (s.a.v.): “Kim, bunun gayrı (dışında) bir i’tikad üzere ölürse, benden değildir.” buyurmuştur. (Ebû Davûd, 4700)

İbn Ömer (r. a.)’dan rivayetle Nebî (s.a.v.): “Allâhü Te‘âlâmahlûkatın kaderini, semavât ve arzı yaratmadan elli bin sene evvel arş-ı su üzerinde iken yazdı.” (Müslim)

İbn Ömer (r. a.)’dan rivayetle Resûlullâh (s.a.v.) şöyle bu­yurdu: “Her şey, hatta acizlik ve çalışkanlık bile kader iledir.” (Müslim, İmâm Ahmed)

İbn Ömer ve Huzeyfe (r.a.e.)’den rivayetle Resûlullâh (s.a.v.): “Her ümmetin mecûsîsi vardır. Bu ümmetin me­cûsîsi de “Kader yok.” diyenlerdir. Onlardan kim ölürse, cenazesinde bulunmayın; kim hastalanırsa, ziyaretine gitme­yin. Onlar, Deccal’ın taraftarlarıdır. Allâhü Te‘âlâ’ya, onları Deccal’a ilhak etmesi haktır.” buyurmuştur. (Ebû Dâvud)

 

  • “Bu dîn, ulemânın icâd ettiği dîndir.” (Hüseyin Atay) diyerek İslâm âlimlerini aradan çıkarmak doğru mudur? Âlimler ol­madan dîn öğrenilebilir mi?

Bu sözün sâhibi kaderi ve tesettürü inkar ile meşhur Hüseyin Atay’dır.

Ehli Sünnet alimlerinin getirdiklerine uymak İslami bir vecibedir. Delili şu ayeti kerimedir: ” Ey İman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan emir sahiplerine (ida­recilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerse­niz -Allâh’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allâh’a ve Resûl’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha iyidir.” (Nisa s. 59)

Âyet-i kerîmedeki Allâh (c.c.)’a itaat, O’nun kitabı Kur’ân-ı Kerîm’e uymaktır. Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’e itaat de onun emirlerine uymaktır. Âyette geçen Ulu’l emirden maksat ise bir görüşe göre mezhep imamlarının, ictihad yoluyla ki­tap ve sünnetten aldıkları şer’î meselelere uymaktır. “İhtilafa düştüğünüz konuları Allâh (c.c.) ve Resûlü (s.a.v.)’e arz edin.” cümlesinden maksad, ilim ve ictihad sahiplerinin kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümlere uymaktır.