Humeyni

humeyni

Ehli Beyt ve Şia aynı manadadır. Ehli Beyt Mektebinin de bu ümmetin parçası olduğuna inanıyorum. Mezhep ihtilafına, mezhep holiganlığına hayır diyorum. Şia’sıyla Ehli Sünnet’iyle hepsi bir ümmettir. Sünniliği bir kimlik olarak görmem. Ben sünniyim demem… (Mustafa İslamoğlu, Soruya verdiği cevap)

Seyyid Kutub da Hüseyin dedi, Mevdudi de, Said Nursi de İmam Humeyni de hep Hüseyin’i örnek aldı.  Mevcut otoriteye karşı olmak Hüseyin olmak demektir… (Alparslan Kuytul, Konferansında)

  1. HUMEYNİ’NİN KENDİ KİTAPLARINDAN ALINTILARLA, HZ. PEYGAMBER (S.A.V.) HAKKINDAKİ İFADELERİ
    1. Son asırda Şîa denince akla ilk gelen isim olan Humeyni’nin, Peygamber (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm hakkındaki görüşleri nelerdir?
    MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN.

    Kitabın İsmi: el İslâm ve Meşru ed Devleh ve Nizamu’l-Hükm – el Hukumeh el İslâmîye
    Yazarı: Humeyni (İkinci Basım)

    “Peygamber, görevini hakkıyla yerine getirmemiştir.”

    “Elimizdeki mevcut Kur’ân, tahrif edilmiştir.” diyen Âyetullah Humeyni, bu kitabının 93. sayfasında ise şunları söylüyor:

    “Mezhebimizin zaruriyatlarından biri de imâmların mânevî mertebesine kimsenin ulaşamayacağıdır. Hatta ne yakın bir melik ne de gönderilen bir Peygamber! Esasında resûl-ü kiramlar ve imamlar, -rivâyetlerimize göre- arşın gölgesi altında bu dünyadan önce nur idiler…”

    Humeyni, Keşfu’l-Esrâr isimli kitabının 114. sayfasında ise şöyle söylüyor:

    “Onlar için (Sahâbe-i kirâmı kastediyor.), bu âyetleri Kur’ân’dan çıkarmak kolay olmuştur. Aynı şekilde semavi kitabı tahrif etmek ve Kur’ân’ı dünya ehlinin gözünden tamamen uzaklaştırmak onlar için kolay olmuştur. Müslümanların Yahûdîlere ve Hıristiyanlara yönelttikleri tahrif suçlaması, şüphesiz sahâbe üzerine sabittir.

    Humeyni, Keşfu’l-Esrar isimli kitabında, Ebû Bekr Es-Sıddık (r.a.)’ın Kur’ân-ı Kerîm‘e muhalefet ettiğini ileri sürerken “Biz peygamberler topluluğu, miras bırakmayız. Bıraktıklarımız sadakadır.” hadîsini Hz. Ebûbekir’in –hâşâ- “uydurması” olduğunu söyler. El-Hukumetu’l-İslâmîyye kitabında da yine yüce sahâbe Semura bin Cundub’un hadîs uydurduğunu öne sürer. (Keşfu’l-Esrâr, s.112)

    Humeyni, El-Hukumetu’l-İslâmîyye isimli kitabının bir başka yerinde (s. 71) şöyle der: “İmâmların öğretileri, hiç şüphesiz Kur’ân’ın öğretileri gibidir. Belirli bir nesle özel değildir. Bilakis Kıyâmete kadar her çağda ve her yerde herkes için geçerli, uygulanması ve uyulması farz olan öğretilerdir.”

    Humeyni, Keşfu’l-Esrar isimli kitabında, Ebûbekir Es-Sıddık (r.a.)’ın Kur’ân-ı Kerîm’e muhalefet ettiğini ileri sürerken “Biz peygamberler topluluğu, miras bırakmayız. Bıraktıklarımız sadakadır.” hadîsi’ni, Hz. Ebûbekir (r.a.)’in -hâşâ- uydurduğunu söyler. El-Hukumetu’l-İslâmîyye kitabında da, yine yüce sahâbe Semura bin Cundub’un hadîs uydurduğunu öne sürer.

    Humeyni ve Şîası bize sahîh senetlerle rivâyet edilen sünnetin tümünü inkâr etmektedir. Bu şekilde birçok sahîh hadîsi, inkâr etmektedirler ve bu hadîsler arasında mütevatir hadîsler de var. Onlar bu şekilde, dînin ikinci temeli olan sünneti yıkmaktadırlar. Sahîh sünnet yerine, hadîs uyduran yalancı imâmlarından birtakım rivâyetler nakletmektedirler. Bu rivâyetler, Kuleyni ve benzerleri tarafından toplanmıştır.

    2. Humeyni’nın, Sünnîlere Bakışı nasıldır?

    Eser Adı: Kitabu’t-Tahareh
    Yazar: Humeyni

    Humeyni, kitabın 458. sayfasında şu korkunç cümleyi serdediyor: “Bizler, onların kesinlikle kâfir olduklarını söyledik. hatta bazı durumlarda öldürülmeleri vaciptir!”

    Şia; Şiîlerin seçkin bir topraktan, Sünnîlerin ise başka bir topraktan yaratıldığını iddia eder. Buna göre bu iki toprağın karışımından başka bir tür çıkmıştır ki, onlar da Şiîlerin günahkârları olup bunların toprağına Sünnî toprağı karışmıştır. Sünnîlerde görülen salah ve güvenilirlilik ise onların toprağına karışan Şîa toprağının etkisiyle olduğunu ve kıyâmet günü Şîa’nın günah ve cezalarının Sünnîlere, Sünnîlerin hasenatlarının ise Şiîlere verileceğini iddia ederler(!)

    Şîa akidesi, ehl-i sünnetin mallarını ve kanlarını mubah sayar. Es-Sadûk, el-İlel’de, Dâvûd b. Ferkad’a isnâd ederek der ki: “Ebû Abdillah’a şöyle dedim: “Nâsıbe (onlar ehl-i sünnete böyle derler) hakkında ne diyorsun?” Dedi ki: “Kanı helâldir, böylelikle senden korkar. Eğer kimse seni görmeden onlardan birinin üzerine duvar devirebilirsen veya denizde boğabilirsen bunu yap.” Dedim ki: “Onun malı hakkında ne dersin?” Dedi ki: “Gücün yettiği kadarını al.”

    Şiîler, yalnızca kendi doğumlarının dışında hiçbir doğanı temiz görmezler. Haşim el-Bahranî, el-Burhan adlı tefsirinde, Meysem b. Yahya’dan o da Cafer b. Muhammed’den rivâyet ediyor: “Hiçbir yeni doğan yoktur ki iblislerden bir iblis onun doğumunda hazır bulunmasın. Eğer doğan çocuğun bizim Şîamıza âit olduğunu öğrenirse şeytan uzaklaşır. Şîa’mızdan değilse, şeytan parmağını onun dübürüne sokar; zekerinden çıkarır. Eğer kız ise, parmağını fercine yerleştirir ve o facire olur. İşte o anda çocuk annesinin karnından çıktığında şiddetle ağlar.”

    Hatta Şiîler, Şîa dışında bütün çocukları, veled-i zînâ sayarlar! Nitekim el-Kuleynî, er-Ravdatu Mine’l-Kâfî adlı kitabında Ebû Hamza’dan, o da Ebû Cafer’den diyerek şöyle nakleder: “Ona: ‘Bazı arkadaşlarımız muhaliflerine iftira atıyorlar.’ dedim. Bana: ‘Sussan iyi olur.’ dedi ve ekledi: ‘Vallahi ey Ebû Hamza! Şîamız dışında bütün insanlar fahişe çocuklarıdır.’ dedi.”

    (Hatta Şîa, ehl-i sünneti, Yahûdî ve Hıristiyanlardan daha beter tekfir eder. Zîra onlara göre Yahûdî ve Hıristiyanlar aslen kâfir olup ehl-i sünnet ise dînden dönenlerdir. İrtidad küfrü, icma ile daha ileri bir küfürdür. Bu yüzden târihin de şâhit olduğu gibi, Müslümanlara karşı onlarla yardımlaşırlar. Safevi ve daha öncesinden itibaren günümüze gelinceye kadar hiçbir zaman gayrimüslimlerle savaşmamışlar, her zaman Sünnî devletlere savaş açmışlardır. Osmanlı, cihâd için ne zaman Batı’ya yönelse, İran Osmanlı’ya saldırmıştır.)

    Vesâilu’ş-Şîa adlı kitapta, Fudayl b. Yesar’dan şöyle dediği nakledilir:

    “Ebû Cafer’e; kendisi arife (Şiî) olan fakat kocası nasıb (Sünnî) olan kadını sordum. Dedi ki: “Hayır, nasıb (Sünnîler) kâfirdir.”

    ———————————————————————-

    1 İlelu’ş-Şerâî, s. 490-491; el-Bihâru’l-Envâr, c. 5,s. 247-248
    2 el-Mehâsinu’n-Nefsâniyye, s. 166
    3 Haşim el-Behrânî, Tefsîru’l-Burhân, c. 2, s. 300
    4 el-Kuleynî, er-Ravzatu Mine’l-Kâfî, c. 8, s. 285
    5 el-Hurr el-Amilî, Vesâilu’ş-Şîa, c. 7, s. 431; et-Tehzib, c.7, s. 303

  2. HUMEYNİ’NİN KUR’AN HAKKINDAKİ İFADELERİ
    Dinin mutlaka bilinmesi gereken hükümlerinden biri de, Kur’an’ın Allah Subhânehu tarafından korunmuş olduğudur. Kur’an’dan önceki semavi kitapların korunması, kendilerine indirilen insanlara bırakılmış ve bu nedenle tahrife uğramıştır.
    MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN.

    humeyni-1

    Kur’an ise korunmuştur. Allah Teâlâ, Tevrat hakkında şöyle buyurur: “Gerçekten Tevrat’ı içinde hidayet ve nur bulunduğu halde indirdik. Allah’a teslim olmuş peygamberler yahudilerin arasında onunla hükmederlerdi. Yine Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmiş olmaları itibariyle alimler ve fakihler de onunla hükmederlerdi. Bunlar onun üzerine şahittiler.”(1) Bu ayet, Tevrat’ın korunmasının kendilerine indirilen insanlara bırakıldığının delilidir. Kur’an-ı Kerim ise Allah tarafından korunmaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Şüphesiz zikri (Kur’an’ı) biz indirdik ve onun koruyucuları da elbette biziz.”(2) Sahabe döneminden günümüze tüm ümmet mütevatir kıraatleriyle bu Kur’an üzerinde birleşmiştir.

    el-kafi-283x300

    Oniki İmam Şiası’na gelince, geçmişte ve günümüzde yaşayan aşırıları Kur’an’ın tahrif edilmiş ve değiştirilmiş olduğunda, mevcut Kur’an’da eksiklikler ve fazlalıklar bulunduğunda görüş birliğine sahiptir. Müelliflerinin ve muhaddislerinin en büyüğü ve en çok güvendikleri ayarında gördükleri “El-Kâfi” kitabının yazarı El-Kuleyni, muhaddislerinin sonuncusu “Mir’âtu’l-Uqûl” kitabının ve “Bihâru’l-Envâr” kitabının yazarı Muhammed Bâkır El-Meclisi bunlardandır.

    El-Kuleyni, Kur’an’ın tahrif edildiği inancını destekleyen birçok rivayet zikretmiştir. Bu rivayetlerden biri de Cafer b. Muhammed Es-Sâdık’a dayandırdığı rivayettir ve orada şöyle der: “Bizim yanımızda Fatıma aleyhisselam’ın mushafı vardır. Onlar Fatıma Mushafı’nın ne olduğu nereden bilsinler?.. O, sizin bu Kur’anınızın üç mislidir ve Allah’a yemin olsun ki, onda sizin bu Kur’anınızdan tek bir harf dahi yoktur.”(3) Oniki İmam Şiası alimlerinin hicri dördüncü asırdaki üstadı Eş-Şeyh El-Müfid, Kur’an-ı Kerim’de eksiklik ve ziyade olduğu inancını Oniki İmam Şiası’nın önde gelen kelamcılarından ve fıkıh alimlerinden büyük bir gruba dayandırır.(4)

    Şia muhaddislerinin sonuncusu Muhammed Bâkır El-Meclisi şöyle der:

    “Rivayetlerin birçoğu Kur’an’ın eksik olduğunu ve değiştirildiğini açıkça göstermektedir ve anlam yönüyle mütevatirdir. Bu rivayetlerin tamamının reddedilmesi, rivayetlerin tamamının güvenilirliğinin iptal edilmesini gerektirir. Bilakis kanımca bu bâbdaki rivayetler, imamlık konusundaki rivayetlerden daha az değildir.”(5)

    Oniki İmam Şiası’na göre imamlık nass ve tayin ile sabittir ve inkârının küfür olduğunda icmâ vardır.

    Şia’nın ılımlı imamlarından bazıları bu görüşü yok sayıp mezhepten çıkarmaya çalıştılarsa da, birçok Şia alimi onlara karşı çıkmış, bu görüşlerinin değersiz olduğunu ve takiye amaçlı söylendiğini öne sürmüştür. Kur’an’ın eksik olduğu görüşünü benimsemeyen ılımlı Şii alimlerine karşı çıkanların başında, Humeyni’nin kendisine övgüler yağdırdığı(6) Nuri Et-Tabersi gelmektedir. Nuri Et-Tabersi, hicri onüçüncü yüzyılın sonlarında “Faslu’l-Hitâb fi İsbâti Tahrifi Kitâbi Rabbi’l-Erbâb” (Rablerin Rabbi’nin Kitabı’nın Tahrif Edildiğinin İspatında Son Söz) isimli kalın bir kitap yazmıştır. Kur’an’ın tahrif edildiğine ve eksik olduğuna, bugün Müslümanların elinde bulunan Kur’an’a güvenilemeyeceğine dair güvenilir Şii kitaplarında yer alan rivayetlerden ikibini aşkın rivayeti bu kitabında toplamıştır. Tabersi ayrıca Es-Seyyid El-Muhaddis Nimetullah El-Cezairi’nin “El-Envâr” isimli kitabında söylediği şu sözü nakleder: “Mezhebimizin alimleri Kur’an’ın sözlerinde, maddesinde ve i’rabında tahrif yapıldığına açıkça işaret eden çokça ve hatta mütevatir rivayetlerin sahih olduğu ve tasdik edilmesi gerektiği konusunda birleşmiştir.”(7)

    Bütün bunların hepsi katışıksız küfürdür. Çünkü dinin mutlaka bilinmesi gereken hükümlerini inkar etmektir. Kitabı tahrif edilmişse, değiştirilmişse veya eksik ise İslam’ın ne özelliği kalır?!

    Humeyni’nin bu gibi küfürlere karşı çıkmasını ve Allah Subhânehu’nun Kitabı’nı bu iddialardan tenzih etmesini beklerdik. Kur’an’ın eksik olduğunu söyleyenlere lanet etmesini, onların küfre düştüklerini ve dinden çıktıklarını açıkça söylemesini beklerdik.

    Fakat o bütün bu aykırı inançları “Keşfu’l-Esrâr” isimli kitabında yeniden dile getirerek teyit etti ve şöyle dedi: “Onlar için (Sahabe-i Kiram’ı kastediyor), bu ayetleri Kur’an’dan çıkarmak kolay olmuştur. Aynı şekilde semavi Kitabı tahrif etmek ve Kur’an’ı dünya ehlinin gözünden tamamen uzaklaştırmak onlar için kolay olmuştur. Müslümanların Yahudilere ve Hıristiyanlara yönelttikleri tahrif suçlaması, şüphesiz sahabe üzerine sabittir.”(8)

    Dipnotlar:

    (1) 5/el-Mâide/44

    (2) 5/el-Hıcr/9

    (3) El-Kâfi: 1/239-241. Tahran baskısı. Kitâbu’l-Hucce. Bâb: Zikru’s-Sahifeti ve’l-Cifri ve’l-Câmiati ve Mushafi Fatıma.

    (4) Bkz: Evâilu’l-Makâlât fi’l-Mezhebi ve’l-Muhtârât

    (5) Mir’âtu’l-Uqûl: sf: 253 ve Tahran baskısı: 12/525

    (6) El-Hukumetu’l-İslamiyye; sf: 66

    (7) Faslu’l-Hitâb: 30/238, 329

    (8) Keşfu’l-Esrâr: sf 114 Farsça. Bkz: Suretâni Mutedâddetâni; Ebu’l-Hasen En-Nedvi, sf. 94, Amman baskısı.

  3. HUMEYNİ’NİN İNANÇ DÜNYASI
    Şia tarihi boyunca birçok aykırı görüş ortaya çıkmış ve Şiilik adına birçok asılsız inanç Müslümanların arasına sokulmuştur.

    Şiilik, birçok küfür düşüncenin sızmasına ve İsmailiye, Nusayrilik ve Dürzilik gibi aşırı fırkaların türemesine yol açmıştır.
    MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN.

    0humeyni-F3DB-8473-C64C-750x400

    Bu fırkalar, Oniki İmam Şiasının da, Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’in de küfür olarak gördüğü batıni fırkalardır.

    Bununla birlikte Oniki İmam Şiası bu fırkaların küfür olduğuna hükmetmesine rağmen kendisi de birçok asılsız inanca sahiptir. Oniki İmam Şiası bu aşırı fırkaların küfür olduğunu söylemekle birlikte Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’e karşı onları desteklemektedir. Bu fırkalar usûlde ve furûda Oniki İmam Şiası’ndan farklı olsa da, Oniki İmam Şiası, insanın ilahlığı ve benzeri sapık inançlara sahip olan bu fırkaları kendisine Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’ten daha yakın hissetmektedir ki bu bile başlı başına tehlikeli bir sapmanın delilidir.

    Burada bu sapmanın yönlerini tüm ayrıntılarıyla ele almayacağız ve sadece Oniki İmam Şiası’nın ve Humeyni’nin benimsediği ve savunduğu aykırı inançlardan bazılarına değinmekle yetineceğiz.

    İmamlar Hakkındaki Aşırı İnanç

    Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i kendilerine rab edindiler.) (1) Hıristiyanların Mesih’i rabb edindikleri bilinmektedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, hahamlarını ve papazlarını nasıl rabb edindiklerini izah ederken hahamların ve papazların onlara haramı helal ve helali haram kıldıklarını ve onların da buna itaat ettiklerini söyler.

    Şia da bu konuda aşırı gitmiş ve imamlarına masumiyet sıfatı vermiştir. İmamların masumiyetine inanmayı mezhebin asıllarından saymıştır. El-Kuleyni “El-Kâfi”de, İbni Bâbeveyh El-Kummi “Akâidu’ş-Şia El-İmamiyye”de, Eş-Şeyh El-Müfid “Evâilu’l-Makâlât” ve “Tashihu Akâidi’ş-Şia El-İmamiyye” isimli kitaplarında bunu ispat eder.

    Şia’nın eski ve yeni imamları, imamların bilerek veya bilmeyerek hata yapmaktan, dalgınlıktan ve unutkanlıktan masum (korunmuş) olduğu inancında birleşmişlerdir. Onlara göre imamlık makamı peygamberlik makamından daha üstündür. (2) Helal ve haram kılmada mutlak özgürlüğe sahiptirler. Şiilerin önde gelen alimlerinden El-Kuleyni Usûlu’l-Kâfi’de “Allah’ın Muhammed’i, Ali’yi ve Fatıma’yı yarattığını ve onların bin yıl kaldığını, daha sonra bütün her şeyi yarattığını ve onları bu yaratılışa şahit kıldığını, yaratılan her şeyi onlara itaat ettirdiğini ve idaresini onlara bıraktığını, onların diledikleri şeyleri helal ve diledikleri şeyleri haram kıldıklarını söylemiştir.” (3)

    Şiilerin imamları hakkında bu şekilde aşırı gitmeleri, imamlarını kainatın idaresi ve düzeninde Allah Subhânehu’ya ortak koşmalarına yol açmıştır. Oysa Allah azze ve celle kainatın idaresinin yalnızca kendine ait olduğunu bildirmektedir: (İşleri düzene koyan Allah’tır.)(4)

    Yine Şiilerden bazıları aşırı giderek imamları gaybı bilmede ve her şeyden haberi olmada Allah’a ortak koşmuştur. El-Kuleyni, “El-Kâfi”de, “İmamlar geçmişte olanı ve gelecekte olacağı bilirler, hiçbir şey onlara gizli kalmaz” adıyla bir bölüm açmıştır. (5) Bütün bunlar Allah Teâlâ’nın (O, gaybı bilendir. Kendi gaybını kimseye açmaz. Ancak elçilerinden hoşnut oldukları müstesna.) (6) buyruğuna ters düşmektedir. Biz, Allah’ın kullarına keramet olarak gaybından bazı şeyleri bildirmesini inkar etmiyoruz. Bilakis bunun her hangi bir yaratılmış için temel hak olduğu inancını reddediyoruz.

    Bu sapıklıklar her sapık ve deccale kapıları sonuna kadar açmış ve bazı insanların peygamberlik makamının üzerinde bir makama sahip olduklarını ve İslam şeriatını diledikleri gibi değiştirebileceklerini iddia etmelerine neden olmuştur. Oysa hak ehlinin inancına göre peygamberlik özel bir makamdır ve Allah Teâlâ dilediğini o makama seçer. (Allah, meleklerden de insanlardan da elçiler seçer.) (7)

    Humeyni, bu aşırı inancı destekleyerek daha da derinleştirmiştir. Bu dinin mutlaka bilinmesi gereken hükümlerini inkardır ve apaçık bir küfürdür. Humeyni’nin imamlar hakkında nasıl aşırı gittiğine, onlara nasıl masumiyet, kainatı idare ve ilahi ilim sıfatları verdiğine ve onları nasıl peygamberlik makamının üzerine çıkardığına bir bakın.

    Humeyni, “El-Hukumeti’l-İslamiyye” (İslam Devleti) isimli kitabında şöyle diyor: “Şüphesiz imamların övgüye layık bir makamı, yüce bir derecesi ve kainattaki oluşum üzerinde etkileri vardır. Kâinattaki bütün zerreler, onların velâyetine ve yönetimine boyun eğer. Mezhebimizin temel inançlarından biri de, imamların, mukarrab bir meleğin veya gönderilmiş bir peygamberin ulaşamayacağı bir makama sahip oldukları inancıdır. Elimizdeki rivayetler ve hadislere göre, Rasul-ü Azam sallallahu aleyhi ve sellem ve imamlar (Allah’ın selamı onların üzerine olsun), bu dünyaya gelmeden önce nurdular. Allah onları Arş’ının etrafında toplamıştır… Onların şöyle dedikleri nakledilmiştir: Bizim Allah ile öyle hallerimiz var ki, hiçbir mukarrab melek veya gönderilmiş peygamber ona ulaşamaz.” (8)

    Humeyni, adı geçen kitabının bir başka yerinde şöyle der: “İmamların öğretileri hiç şüphesiz Kur’an’ın öğretileri gibidir. Belirli bir nesle özel değildir. Bilakis Kıyamet’e kadar her çağda ve her yerde herkes için geçerli, uygulanması ve uyulması farz olan öğretilerdir.” (9)

    Ayrıca, onlar için (yani imamlar için) unutkanlık ve gaflet düşünemediğini söyler. (10)

    Dipnotlar:

    (1) 9/et-Tevbe/31

    (2) Hayatu’l-Kulûb; El-Meclisi, 3/10

    (3) Usûlu’l-Kâfi; sf: 287. Humeyni, Keşfu’l-Esrâr’da bu hadisin sahih olduğunu söyler.

    (4) 10/Yunus/3

    (5) Usûlu’l-Kâfi; sf: 160. Daha fazla ayrıntı için bkz: “El-Bâbu’l-Hâdiy Aşera” ve “Keşfu’l-Murâd Şerhu Tecridi’l-İ’tikâd”; İbnu’l-Mutahhar Eş-Şii

    (6) 72/el-Cin/26-27

    (7) 22/el-Hacc/72

    (8) El-Hukumetu’l-İslamiyye; sf: 52. Kahire baskısı, 1979. Tahran baskısı: Mektebetu Berzek el-İslamiyye. Diğer başka ayrıntılar için Allâme Ebu’l-Hasen En-Nedvi’nin “Sûretâni Mutedâddetâni” (İki Zıt Tablo) isimli eserine (sf 77 ve sonrası) bakınız.

    (9) El-Hukumetu’l-İslamiyye; sf: 122

    (10) A.g.e. sf: 91

  4. HUMEYNİ’NİN SAHABE-İ KİRAM’IN BÜYÜKLERİNE ATTIĞI İFTİRALAR (1)
    Şia alimlerinin üzerinde ittifak ettikleri konulardan ve daha da ötesi mezheplerinin asıllarından biri de, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra üç veya dört kişi hariç ümmetin (Allah korusun) küfre düştüğü ve dinden döndüğü iddiasıdır.
    MAKALENİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN.

    humeyni-3

    Bu nedenle onlara itimat etmezler ve rivayetlerine güvenmezler. Onların rivayetlerinin tümünü yalan ve uydurma olduğunu ileri sürerek terkederler.

    Bu nedenle -ılımlıları da dahil- Şia’nın tümü, kendileri için Ehli Beyt yoluyla geldiğini söyledikleri dışında Sünnet’ten hiçbir şeyi delil kabul etmezler. (2) Şia’nın mutedil alimlerinden sayılan Muhammed Hasen Âl Kâşifu’l-Ğıta şöyle der: “Ebu Hureyre, Semura bin Cundub, Mervan ibnu’l-Hakem, Harici Imrân bin Hattan, Amr ibnu’l-Âs ve benzerlerinin rivayet ettiklerinin İmamiye’nin nezdinde sinek kadar değeri yoktur. Onların durumu, bahse gerek olmayacak kadar açıktır.” (3)

    Hicri 984 yılında vefat eden Şeyh Hüseyin bin Abdüssamed El-Âmili, Şiilerce değer verilen ünlü hadis ıstılahı kitabı “Vusûlu’l-Ahyâr ilâ Usûlu’l-Ahbâr”da bu konuyu inceleyerek Ehli Sünnet’in hadis kitapları hakkında genel bir hükme varır ve şöyle der: “Genel sahih kitapları ve tüm rivayet ettikleri sahih değildir.” (4)

    Humeyni, “Keşfu’l-Esrar” isimli kitabında, Ebu Bekr Es-Sıddık radıyallahu anh’ın Kur’an-ı Kerim’e muhalefet ettiğini ileri sürerken “Biz peygamberler topluluğu miras bırakmayız. Bıraktıklarımız sadakadır” hadisini Hz. Ebu Bekir’in uydurduğunu söyler. (5) “El-Hukumetu’l-İslamiyye” kitabında da, yine yüce sahabi Semura bin Cundub’un hadis uydurduğunu öne sürer. (6)

    Şia’nın ve liderleri Humeyni’nin, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den takva sahibi sahabilerin rivayet ettiği Sünnet-i Nebeviyye hakkındaki görüşü işte budur.

    Hadis alimlerince bilinmektedir ki, sahih bir hadisi edepli bir şekilde inkar eden fasık olur. Onu edepsiz bir şekilde (7) inkar eden ise kafir olur. Mütevâtir bir hadisi inkar eden de böyledir. Biraz önce nakledilenlerden de anlaşılmaktadır ki, Humeyni ve Şiası bize sahih senetlerle rivayet edilen Sünnet’in tümünü inkar etmektedir.

    Bu şekilde birçok sahih hadisi inkar etmektedirler ve bu hadisler arasında mütevatir hadisler de var. Onlar bu şekilde dinin ikinci temeli olan Sünnet’i yıkmaktadırlar. Sahih Sünnet yerine, hadis uyduran yalancı imamlarından birtakım rivayetler nakletmektedirler.
    Bu rivayetler, Kuleyni ve benzerleri tarafından toplanmıştır. Bize gelen bilgiye göre onlardan bazıları Kuleyni’nin rivayetlerindeki ravileri eleştirmiş ve bu ravilerin büyük çoğunluğunun yalancı olduklarını söylemiştir. Bu da, güvenilir kitaplarında uydurma rivayetler olduğuna dair Şiilerin kendi şahitlikleridir ve onların insaflılarından birçoğu bunu kabul etmektedir. Biz ise onların rivayetlerini hiç kabul etmeyiz. Çünkü onlar akidede sapmışlardır. Hevâ ve heveslerine destek için yalan söylemeyi helal görmektedirler.

    Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra 10.000 sahabininde haşa dinden döndüğünü söyleyen, onları hadis uydurmakla suçlayan ve ümmetin güvenilir ravilerine dil uzatan Humeyni’nin araştırmalarında sadece kendi fırkasının kitaplarından delil getirdiği sabittir ve bu çok iyi bilinen bir gerçektir.!!!

    Dipnotlar:

    (1) Bu yazı Sâid Havvâ’nın Humeynîcilik kitabından tercüme edilmiştir.

    (2) Bkz: Aslu’ş-Şia ve Usûluha; Muhammed Hüseyin Kâşifu’l-Ğıtâ, sf: 79. Müessesetu’l-E’lemi, Beyrut.

    (3) A.g.e. sf: 79

    (4) Vusûlu’l-Ahyâr, sf: 94. Hicri 1401 yılı Kum baskısı.

    (5) Keşfu’l-Esrâr; sf: 112

    (6) El-Hukumetu’l-İslamiyye; sf: 71

    (7) Örneğin hadisle dalga geçerek inkar etmek. (Çev.)

humeyni

Humeyni Bir fransız Uçağı ile geldi darbe yapmaya.. İşte o gün bugündür Şii yayılmacılığı adına Amerikadan tüm  desteği almıştı.  Afganistanın ve Irakın işgali olmak üzere Bayreyn den Yemen‘eki şii ayaklanmalarına ABD desteğini göz ardı etmek mümkün değil.  Pakistanda artan şii yayılmacılığı  Pakistan hükümetinide etkisi altına almış durumda öyle ki Şuan taliban onlar için düşman konumda.   Türkiye sırada ……..!!!