Ahmet Gelişgen YazılarıEhli Sünnet ve Akaidi

Allah Katında İmanın Sahih Ve Kabüle Şayan Olması İçin Şartlar

“İman ettim” diyen bir mümin, kendi canının istediği şekilde değil, Allah ve Rasülü’nün ortaya koyduğu ölçülerde iman etmek zorundadır. Yoksa, Allah katında iman kabul edilmez. Allah katında imanın sahih kabul edilebilmesi için şu şartlar gerekir:

1) “Zarûrât-I Diniyye”ye inanmak, bunları inkara yönelik söz ve fiilden uzak olmak,

2) Dini hükümlerin her birinin güzel ve hikmetli olduğuna, yerli yerinde konulduğuna inanmak,

3) “Sekarat-ı mevt” (ölüm döşeği) gibi ümitsiz bir hale düşmeden önce, serbest iradeyle iman etmiş olmak.

 “ZARÛRÂT-I DİNİYYYE” NEDİR? 

“Zarûrât-ı Dîniyye”, inanılması zorunlu esaslar anlamına gelir. Bunları kabul ve tasdik etmek her mü’min için farzdır. Bunlardan herhangi birinden şüphe etmek, hafife almak veya alaya almak, Allah korusun, mü’mini imandan uzaklaştırır.

“Zarûrât-ı Diniyye”, Kur’an’da ve sahih sünnette bildirilen her şeydir. Bunlara; iman esasları, Kur’an ve sahih sünnette bildirilen haberlerle birlikte geçmiş kavim ve peygamberlerden verilen haberler, dini emir ve yasakların tamamı dahildir. Bunlara inanıp kabul eden kişi mü’min olur. Bunlardan herhangi birini inkâr eden, hafife alan ve bunlara inanmada şüphesi olan kişinin Allah katında imanı kabul edilmez. Dolayısıyla bu kişi Allah korusun, küfre düşmüş olur.

İslam inancında iman, “Kelime-i Tevhîd” dediğimiz, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur, Muhammed sav O’nun rasülüdür)” sözü ile özetlenir. Bunun bir başka ifadesi olan kelime-i şehadet (Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim” terkibi de imanın bir özetidir. Bu terkip, yukarıda belirttiğimiz gibi, Kur’an ve makbul sünnette bildirilen her şeyi kapsar.

Sünnette ise, mütevatir yolla ve (çoğu ulemaya göre) meşhur yolla gelen hadislerde bildirilen hüküm ve haberler, “zarûrât-ı diniyye”dendir. Bu bakımdan, bildirilen her bir hüküm ve habere inanmak da imanın sahih olması için zorunludur.

Ehli tarafından hadis-i şerifleri, “hadis usulü” ilminin esasları doğrultusunda inceleyerek, bir rivayetin Hz. Peygamber (s.a.v.)’e aidiyeti konusunda iyi niyetli olarak görüş belirtmek, ilmi bir faaliyet olarak meşrudur. Ancak, Hz. Peygamber (s.a.v.)’i veya dini bir unsuru küçümsemek amacıyla, zayıf hadise dayalı bir hükmü veya teklifi yönden farz olmayan bir hükmü bile eleştirmek/küçümsemek, Allah korusun, kişiyi imandan eder.

O halde İslam itikadına göre, Kur’an’ın her bir ayeti ve yukarıda niteliğini belirttiğimiz hadis-i şeriflerin her biri, “zarûrât-ı diniyyedendir, inkârı küfre götürür. (Bkz. Bakara, 2/85, 145, 146, 285; Al-i İmran, 3/19, 20; A’raf, 7/157-158; Fetih, 48/13; Nisa, 4/65, 136, 150; Ahzab, 33/36).

İman esasları, “Cibril Hadisi”nde belirtildiği gibi, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere yani, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman etmek olarak özetlenir. Hz. Ömer’den nakledilen işbu hadiste iman, bu şekilde özetlenmiştir. (Buharî, İmân, 37; Müslim, İmân, 1; vd).

İmanın altı esası vardır derken kastedilen binanın ana yapısıdır. Aynı hadis-i şerifte sayılan beş İslam esası da aynı şekilde değerlendirilir. Örneğin bir binanın direkleri kirişleri vardır, ama bina sadece bunlardan ibaret değildir. Binanın duvarları da vardır, ara kirişleri de vardır. Kapıları, pencereleri vs. de vardır. Bunlar olmaksızın da bir fayda sağlayacak bir binadan söz edemeyiz. O zaman yarım inşaat olur, o da bizi yazdan kıştan korumaz, mahremiyetimizi örtmez.

Özetle, iman ve İslam’da kişiye görelik olmaz. Allah katında imanın sahih ve kabule şayan olması için, “zarûrât-ı diniyye”ye gönülden teslim olmak ve bu hükümlerin yeri yerinde konulduğuna, güzel ve hikmetli olduğuna inanmak gerekir.

&&&

(Not: Konu ile ilgili olarak bakınız: Bakara, 2/85, 145, 146; Al-i İmran, 3/19, 20; A’raf, 7/157-158; Fetih, 48/13; Nisa, 4/65, 150; Ahzab, 33/36; Mes’ûd Serahsi, Bulûğu’s-Sûl fi’l-Usûl, I/73; Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid, Dâru’t-Tıbâi’l-Âmire, Tarihsiz, İstanbul, s. 153; Ebu’l-Izz Ali b. Ali, Şerhu’l-Akîdeti’t-Tahâvî, Dâru’r-Risâle, Dımeşk, 2012, I/403, II/529, 552; Ömer Nasuhi Bilmen, Muvazzah İlm-i Kelam, Ravza Yayınları, 2013, İstanbul, s. 102, 103; Ali Arslan Aydın, İslam’da İman Esasları, Otağ Matbaası, İstanbul, 1975, s. 38; Ahmet Hamdi Akseki, İslam Dini, Gaye Matbaası, Ankara, Tarihsiz, s. 56; Şerafettin Gölcük, Süleyman Toprak, Kelâm, Selçuk Ünv. Basımevi, Konya, 1988, s. 103).

Selam ve dua ile Allah’a emanet olunuz.

24.03.2017

Dr. Ahmet Gelişgen

www.ahmetgelisgen.com

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu